Bilim Felsefeden Yararlanır Mı? (Ve Benim Bu Soruyu Nasıl Şekle Sokmaya Çalıştığım)
Bazen İzmir’in sıcak yaz akşamlarında, bir kafede bir arkadaş grubuyla buluşuyorum. Kahvemizi yudumlarken, gözlerim dalar, “Bilim felsefeden yararlanır mı?” diye sorarım, ve o an bir anda kafede sessizlik olur. Herkes bana bakar, kimse bir şey söylemez. Kimse ne demek istediğimi de anlamaz. Çünkü ben, bir yandan “bilim felsefesi”ni kafamda çok ciddiye alırken, bir yandan da arkadaş ortamında espri yapma gereği duyarım. Ama bu ikisi nasıl kesişiyor? İşte bunu, bu yazının içinde çözmeye çalışacağım.
Bilim Felsefesi Ne Alaka?
Öncelikle, bilim felsefesinin ne olduğunu anlatacak bir yazı yazmıyorum, çünkü birçoğumuzun kafasında “bunu ne yapacağız?” sorusu yerleşmiş durumda. Hadi, kısaca hatırlayalım: Bilim felsefesi, bilimsel yöntemlerin doğruluğunu, sınırlarını, bilginin nasıl elde edildiğini ve bilimsel açıklamaların ne kadar geçerli olduğunu sorgulayan bir düşünce biçimidir. Yani, oldukça derin bir şey.
Ama burada kafamız karışmasın, çünkü ben kimseyi derinlemesine düşünmeye zorlamıyorum. (Kendim de zorlanıyorum zaten). Ama şöyle bir durum var: Bilim felsefesi, genellikle karmaşık, insanın içine giren bir konu. Tıpkı sabah uyandığında rüyaların hala etkisi altında kalman gibi, seni sorgulamaya yönlendiren bir şey. Yani, bilim felsefesi de aslında hayatın her yerinde var. Tam olarak nerede? Onu da belki birlikte keşfederiz.
Şimdi, “Bilim felsefeden yararlanır mı?” sorusunun cevabına geçelim. Ama önce, şöyle bir arkadaş ortamı sahnesi hatırlıyorum.
Arkadaş: “Abi, sana bir şey soracağım. Mars’a gidebilir miyiz?”
Ben (derin düşünerek): “Evet, ama sen hazır mısın? Benim Mars’ta sadece tek bir evim olacak, kesinlikle tek başıma otururum. Kimseyi istemem.”
Arkadaş: “Neden?”
Ben: “Çünkü ben bilim felsefesinden yararlanarak bilimsel bir sorgulama yapıyorum. Biliyorum ki, evrimsel açıdan insanların çok fazla birlikte yaşaması, aslında pek sağlıklı değil. Sosyal mesafe, Mars’ta daha çok olacak.”
Arkadaş (şaşkın bir şekilde): “Aaa, tamam, artık Mars’a falan gitme. Lütfen.”
Bunun gibi, bazen bilim felsefesi ile aramıza mesafe koyarak, gündelik hayata ve eğlenceye olan ilgimi çok fazla abartıyorum. Ama yine de bilimsel düşünmenin, hayatımızda daha fazla yer almasını sağlamak istiyorum. Çünkü bazen gerçekten de günlük sorunlarımızda bilim felsefesinin işe yaradığını düşünüyorum. Mesela…
Günlük Hayatta Bilim Felsefesi: “Beni Anlayın!”
Gece 2’de bir anda aklıma gelir: “Bilim felsefesi neden marketteki alışverişlerimle bu kadar ilişkili?” O an, o kadar derin düşünürken, hemen telefonu alıp not alırım.
Düşünsene, bir ürünü alırken bilimsel bir düşünme tarzı izlemek ne kadar garip olabilir ki? Her şey aslında bir teori: “Bu ürünü almak bana ne kazandıracak? Ya bu ürün aslında sağlıklı değilse? Peki ya onu almak, aslında evrimsel açıdan yanlış bir tercihse?” Bilim felsefesinin “gerçeklik” ve “doğruluk” kavramları da burada devreye girebilir. Hangi ürünü alacağım? Tam olarak neyin doğru olduğunu nasıl anlayabilirim? İşte bu noktada, felsefi bir sorgulama ile bilinçli alışveriş yapmaya başlarsınız.
Bir örnek daha vereyim. Arkadaşım Elif, sürekli yeni telefon almak ister. “Yeni bir telefon alalım, hayatta hep teknolojiyle iç içe olmalıyız” der. Ben, Elif’in bu düşünce tarzını bilim felsefesi perspektifinden değerlendirmek isterim. Elif’in kararına yaklaşımım şöyle olabilir:
Ben (bilimsel bir tavırla): “Elif, bak. Bu telefonun kesinlikle daha hızlı işlemcisi var, daha çok RAM’i var, ama… buradaki temel sorun, biz bu teknolojiyi ne kadar verimli kullanıyoruz? Şimdi senin daha hızlı bir telefona ihtiyacın var mı? Sonuçta teknolojinin hepimizi, hızla gelişen bir evrimsel ortamda şekillendirdiğini kabul ediyorsak, o zaman bu telefonu almaktan ziyade daha derin bir şey aramamız gerekmez mi?”
Elif’in gözlerinde ışık yanmaz tabii. Ama ben hâlâ, “Bilim felsefesi markette bile işe yarar mı?” diye düşünmeye devam ediyorum.
Bilim Felsefesi Gündelik İlişkilerde Nasıl Yardımcı Olabilir?
Peki, bilim felsefesi bu kadar derin ve soyut bir şeyse, iş hayatımda nasıl etkili olabilir? Mesela, bir iş görüşmesindeyim. İkimiz de heyecanlıyız, bu işin hayatımda nasıl bir değişiklik yaratacağını hayal ediyorum. O an, işin ne kadar önemli olduğunu sorgulamam gerekir. Eğer ben iş görüşmesinde, “Bu işin etik mi?” sorusunu sormazsam, aslında baştan kaybetmiş olabilirim. İşin bilimsel ve felsefi yönünü düşünmeden ilerlemek, beni bir yere götürmez.
Felsefe ile iş görüşmesi yaparak, zaten bir önceki akşamki arkadaşlarımın beni delicesine eleştireceğini biliyorum. Yine de, ben hala “Bilim felsefesi yararlı olabilir mi?” diye düşünüyorum. Çünkü işin içinde olan insanın dünyayı algılayış tarzı, sonrasında onu nasıl etkiler?
İç Ses: “Bu arada, şu soruyu sormadın; bir bilim felsefesiyle düşünmek bu kadar zor olmamalı… Ne kadar zor olsa da, biraz daha fazla sorgula!”
Sonuç: Bilim Felsefesi Her Yerde
Bunu kabul edelim, bilim felsefesi hayatımıza tamamen entegre olmasa da, küçük bir dokunuşuyla bile dünyayı algılayış biçimimizi değiştirebilir. Ne de olsa, evrenin en derin sırlarını sorgulamak bir yana, bir ürün alırken bile aslında doğruyu arıyoruz.
“Bilim felsefesi yararlı olabilir mi?” sorusu, belki de gündelik yaşamda kendini en fazla gösteren sorgulamalardan biri. Kim bilir, belki bir gün, markette ne alacağımıza karar verirken, “Bu ürün evrimsel açıdan bana katkı sağlar mı?” diye düşünmek gerçekten de bir avantaj olacaktır.